Günümüz dünyasında artık her şey çok hızlı gelişmekte ve işlemektedir. İçerisinde bulunduğumuz çağın bizlere getirdiği olanaklar o kadar fazlalaşmıştır ki, bazı zamanlarda asıl yapmamız gerekenlerden uzak kalmamıza dahi sebebiyet vermektedir. Elbet çoğumuzun başına gelmiştir: Hava durumuna veya takvime bakma niyeti ile telefonumuzun kilidini açtıktan sonra, asıl bakmamız gereken şey dışında neredeyse her uygulamaya girip uzunca vakit geçirmişizdir, vaktin ne denli hızlı geçtiğinin farkında dahi olmadan… Durumu kısaca özetlemek gerekirse: Bir yandan imkan çok, bir yandan ise imkana zihinlerde mekan yok. İnsanın, elindekileri efektif bir şekilde kullanması gerekiyor; ki bunlardan en önemlisi ise “zaman”dır. Bazılarımız lise, bazılarımız üniversite sınavına hazırlanıyor; bazılarımız iş ararken kendini geliştirmeye çalışıyor; bazılarımız ise mesleki alanında çalışmalar yapıyor. Baktığımız zaman, hepimiz için belki de sadece iki tane ortak yön var: Birisi “çalışmak”, diğeri ise efektif kullanmamız gereken, durmaksızın akıp giden “zaman”

Zaman Yönetimi

“Zamanı yönetmek mi? Asıl zaman beni yönetiyor.” diyor ve bu durumu tersine çevirmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. Az sonra bahsedeceğimiz taktikleri, zamanı kendi lehinize ehlileştirene kadar doyasıya kullanabilir; her geçen saniyeyi “kayıp” olarak görmektense; sizi bir adım daha ileri götürmüş olan bir “kazanç” olarak görmeye başlayabilirsiniz. Başlıkta da belirtildiği gibi: Süre tutun!

Çoğu insan ders çalışırken veya ödevlerini yerine getirirken zamanın akışında kendisini kaybolmuş hisseder. Kendini hedeflediği yere ulaşamamış olarak bulur. Çünkü kendisini, o yapması gerekenle uğraşırken; farklı düşüncelerle boğuşurken bulur. İşte bu yüzden süre tutmak gibi, bireylere hedef veren ve belirli bir sorumluluk çerçevesi içerisinde kalınmasına yönelik motive eden unsurlar; zaman yönetimi konusunda önemli adımların atılmasını ve zaman yönetimi bilincinin kazanılmasına destek olur. Örneğin, ekstrem durumlar olmaksızın, bir daha telefona bakmamak üzere, 40 dakika sonrasına alarm kurup telefonu bulunduğunuz yerden uzağa, kolaylıkla erişemeyeceğiniz bir yere koyabilir misiniz?

İlk seferlerde bunu yenemeyebilirsiniz; ancak, her defasında kalkıp, uzağa gidip, telefona bakıp geri dönmek öyle zor gelmeye başlayacak ki, beyniniz artık bu davranışın sizi tatmin etmediğine yönelik sinyaller vermeye başlayacak. Zamanla, durum tersine döndükçe; dikkat dağıtıcı bir unsur olmaksızın yapmanız gereken şeye odaklanmanın, yoğunlaşmanın verdiği haz ve artan özgüven duygusuyla beraber çalan alarmı bile duymazdan gelerek hedeflediğiniz noktaya ulaşmadan durmayacaksınız. Bu durum, başarıyla tamamlanan bir alışkanlık haline geldikten sonra zaten ekstra hiçbir destekleyici unsura gereksinim dahi duymayacaksınız. İşte o zaman, zamanı yönetmeye başlayacaksınız. Zamanın dizginlerini avuçları arasına alan kişi, başarının anahtarını ellerinde tutuyor demektir.

Pardon, alarm çaldı; bir sonraki etkili çalışma teknikleri yazımızda görüşmek üzere, hoşça kalın…

Şurada paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir