Yalanın Bilimi: Yalan Söylemenin Etkileri
Yalanın Bilimi: Yalan Söylemenin Etkileri

Yalanın Bilimi: Yalan Söylemenin Etkileri

Günümüzde yalan haberler ve yalan söyleme, insanların günlük yaşamlarında büyük bir rol oynamaktadır. Özellikle sosyal medya ve internetin yaygınlaşması ile yalan haberler ve bilgiler hızla yayılmaktadır. Bu yazıda, yalan ve yalan haberlerin etkilerine, yalan söylemenin yaşla nasıl değiştiğine, ilişkilerde ve statüde yalanın rolüne ve yalan söylemenin beyindeki etkilerine dair bilimsel çalışmalardan elde edilen verilere göz atacağız.

2022’de yapılan bir araştırma, insanların medyada yer alan haberlerin büyük çoğunluğunun yalan ve kurguya dayandığını düşündüğünü ortaya koymaktadır. Türkiye’de online haberlerin takip edilme oranı %61’dir ve yayınlanan haberlerin siyasi kesimden uzak olduğunu düşünenlerin oranı sadece %23’tür. Covid-19 üzerine yapılan haberlerin doğru olduğunu düşünen kesim ise %36’dır. Peki, yalan söyleme alışkanlığı ne zaman başlar ve nasıl gelişir?

Yalan söylemeye 4-5 yaşlarında başlarız. Toronto Üniversitesi’nde yapılan bir deneyde, gizli tutulan bir oyuncağın ne olduğunu tahmin etmeleri istenen 65 çocuk üzerinde yapılan çalışma, küçük çocukların yalan söyleme eğiliminin yaşla birlikte arttığını göstermektedir. Yalan söylemeyi erken yaşta öğrenen çocuklar, daha fazla öz kontrol ve gelişmiş zihin kuramına sahip olabilirler. Indiana University ve Duke University işbirliği ile yapılan bir araştırma, partnerinizden gizli yapılan alışverişlerin ilişkinizi güçlendirebileceğini ortaya koymaktadır. Bu durum, gizli yapılan harcamaların suçluluk duygusu yaratması ve bireylerin bu duyguyu bastırmak için partnerlerine daha fazla ilgi göstermeye başlamasıyla açıklanabilir.

Statü ve Yalan: Statü Arttıkça Yalan Söyleme Etkinliği de Artar mı?

Columbia Business School tarafından yapılan bir çalışma, statü arttıkça yalan söylemede daha etkili olunduğunu göstermektedir. Katılımcıların yarısından online ortamda 100 dolar çalma, yarısının ise 100 doları yerine koyması isteniyor. Süreçte katılımcılara deneyi yapan kişinin hangi göreve hangi katılımcı gelmediği bilmediği aktarılıyor.

Katılımcıların diğer görevi çalma ya da koyma işlemi bitince araştırmacıya parayı almadıklarını ikna etmeleri gerektikleri belirtiliyor. İkna ederlerse 100 doları alabilecekler. Her katılımcı deneyci ile görüşüyor tek tek ve “100 doları sen mi çaldın sorusuna cevap aranıyor, neden sana inanayım”. Bu görüşme araştırmacıların incelemesi için kaydediliyor. Ve sözlü olmayan yalana ilişkin ipuçlarının tespiti sağlanıyor. Ek olarak, katılımcılar duyusal ve bilişsel bozukluk testine giriyor. Stres seviyeleri ise tükürük örneği alınarak ölçümleniyor.

Statüsü düşük kişilerin sözlü olmayan ve yalan söylediğine işaret eden beden hareketlerini daha fazla sergiledikleri, stres düzeylerinin fazla olduğu, statü sahibi kişilerde ise yalana ilişkin sözsüz iletişimin profesyonelce gerçekleştirildiği ve stres düzeyinde anlamlı bir farklılaşma yaşamadığı belirleniyor. Yalan söylemenin insan beynini nasıl değiştirdiğini ve sonraki zamanlarda yalan söylemeyi nasıl kolaylaştırdığını gösteren bir çalışma, 2016 yılında Nature Neuroscience dergisinde yayınlandı. Bu çalışmada 80 yetişkin (partnerleriyle) katılımcılar arasında yapılan bir deneyde, yalan söylemenin beyindeki etkileri incelendi.

Deneyde, partnerlerden birine bozuk para dolu bir kavanozun net bir resmi gösterilirken, diğerine kavanozun çok küçük bir resmi gösterildi. Ardından katılımcılardan kavanozun içerisinde ne kadar para olduğunu tahmin etmeleri istendi. Eğer para miktarını ne kadar yüksek olduğunu belirtirlerse, partnerleri ile birlikte para kazanacakları söylendi. Manipülasyon sonucunda yalanlar havada uçuştu ve partnerlerin kazanç veya fayda sağlayacağı düşünüldüğünde daha fazla yalan söylemeye başladılar.

Yalan söylerken beyin fonksiyonları fMRI ile takip edildi ve yalan söyleyenlerin beynin duygusal işlevini yerine getiren amigdalasında bilişsel işlevin hızlı bir aktifleşme sergilediği tespit edildi. Amigdala, yalan söyleme sürecinde suçluluk ve vicdan azabı hissinin harekete geçtiği yerdir ve bireyler özellikle kendi çıkarları için yalan söylediğinde burada bilişsel aktivite artışı yaşanır.

2015 yılında yapılan bir çalışmada, inhibisyon etkisi ve yayılma etkisi olarak adlandırılan iki ilginç fenomen incelendi. İnhibisyon etkisi, vücudun uyarılara karşı göstermiş olduğu aşırı bir reaksiyondur ve yayılma etkisi ise eş zamanlı işler yürütülürken ortaya çıkar. Deneyde katılımcılara su içirildi ve verilen konular hakkında bir gruba doğruları, diğer gruba ise yalan söylemesi istendi. Deney esnasında inhibisyon kontrol merkezi takip edildi ve gerçekleştirilen görüşmelerde yalan söyleyen bireyler daha fazla tuvalete giderken, doğruyu söyleyenlerde bu oran daha azdı. Bu durum, yalan söyleme ve çiş yapma arasında doğrudan bir bağlantı olmasa da, bedensel tepkilerin kontrolüyle ilgilidir.

Yalanı Yayma: Sosyal Medyada Yanlış Bilgi Paylaşma Eğilimi

Journal of Personality and Social Psychology’de yayınlanan bir başka çalışma, sosyal medya kullanıcılarının yanlış bilgi paylaşma eğilimlerini inceledi. Bu çalışma, kullanıcıların neden yalanları ve yanlış bilgileri yaymak için sosyal medyada daha istekli olduklarını araştırmaktadır. Çalışma, katılımcılara çeşitli yanlış ve doğru haberler sunarak başladı. Ardından, katılımcılardan bu haberleri kendi sosyal medya hesaplarında paylaşma olasılıklarını değerlendirmeleri istendi. Sonuçlar, katılımcıların yanlış bilgi içeren haberleri doğru bilgi içeren haberlere göre daha fazla paylaşma eğiliminde olduklarını gösterdi.

Bunun nedeni, yanlış bilgi içeren haberlerin genellikle daha duygusal ve çarpıcı olmasıdır. Bu tür haberler, insanların dikkatini çekmeyi başarır ve sosyal medya kullanıcıları, arkadaşlarının ve takipçilerinin dikkatini çekmek için bu tür haberleri paylaşma eğilimindedir. Ayrıca, bazı insanlar yanlış bilgileri paylaşarak kendi sosyal statülerini veya bilgi seviyelerini yükseltmeye çalışabilirler.

Bu çalışmaların ortak bulgusu, yalan söyleme ve yanlış bilgi paylaşma eğiliminin, insanların beyninde bilişsel ve duygusal süreçlerle ilişkili olduğudur. İnsanlar, yalan söyledikçe beynin amigdala bölgesindeki aktivite azalır ve bu da yalan söyleme eğiliminin zamanla artmasına yol açar. Ayrıca, sosyal medyada yanlış bilgi paylaşma eğilimi, duygusal ve çarpıcı içeriğin insanların dikkatini çekme gücü nedeniyle yaygındır.

Sonuç olarak, insanlar yalan söyledikçe ve yanlış bilgi paylaştıkça, bu alışkanlıklar zamanla daha kolay hale gelir ve daha sık gerçekleşir. Bunu önlemek için, insanların doğru ve güvenilir bilgi kaynaklarına başvurmaları ve yalan söyleme veya yanlış bilgi paylaşma eğilimlerini sorgulamaları önemlidir. Ayrıca, sosyal medya platformları ve kullanıcıları, yanlış bilgi yayılmasını önlemek için daha fazla sorumluluk almalıdır.

Şurada paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir